top of page

ARTIK KAYBETME ZAMANI DEĞİL, KAZANMA ZAMANI

federasyon6335
20 Eyl
6 dakikada okunur


10 Ağustos 2026…


Türkiye açısından yeni bir dönemin kapısının aralandığı tarihi bir gün.


Bugün burada yalnızca bir kanundan, yalnızca bir Meclis oylamasından, yalnızca siyasi bir süreçten söz etmiyoruz.


Bugün, 40 yılı aşan bir acının ardından Türkiye’nin geleceğine dair çok önemli bir kararın sonuçlarını konuşuyoruz.


10 Ağustos 2026’da kabul edilerek yasalaşan Terörsüz Türkiye / çözüm süreci yasası, yalnızca bugünü ilgilendiren bir düzenleme değildir.


Bu yasa, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını ilgilendiren bir dönüm noktasıdır.


Peki bu yasa neden önemli?


Çünkü artık Türkiye’nin önünde çok önemli bir fırsat var:


İstikrar fırsatı.


Huzur fırsatı.


Kalkınma fırsatı.


Yatırım fırsatı.


Ve en önemlisi,


geleceğimizi yeniden kurma fırsatı.


Çünkü hepimizin bildiği bir gerçek var:


İstikrar olmadan kalkınma olmaz.


Güvenlik olmadan yatırım olmaz.


Huzur olmadan üretim olmaz.


Üretim olmadan istihdam olmaz.


İstihdam olmadan refah olmaz.


Artık Türkiye’nin enerjisini çatışmaya değil, kalkınmaya harcaması gerekiyor.


⸻


Ben bu konuya sadece bir siyasetçi olarak bakmıyorum.


Ben o yörenin insanıyım.


Aynı zamanda askerlik yapmış, terörün en ağır dönemlerinin acılarını görmüş bir insanım.


Bu nedenle bu meselenin rakamlardan ibaret olmadığını biliyorum.


Çünkü o rakamların her birinin arkasında bir insan var.


Bir anne var.


Bir baba var.


Bir çocuk var.


Bir ev var.


Bir köy var.


Yarım kalmış bir hayat var.


Bir annenin oğlunu askere gönderirken ettiği duayı düşünün:


“Allah’ım, evladımı sağ salim geri gönder.”


Başka bir evde başka bir anne…


Belki onun çocuğu dağa gitmiş.


Bir başka evde ise bir anne, oğlunun tabutuna sarılmış.


Şimdi soruyorum:


Bir annenin gözyaşının Türkçesi, Kürtçesi olur mu?


Olmaz.


Evlat acısının etnik kimliği olur mu?


Olmaz.


Anne için evlat evlattır.


Acı, acıdır.


Gözyaşı, gözyaşıdır.


Biz artık bu gerçeği birbirimizin yüzüne bakarak söylemek zorundayız.


Çünkü bu ülkenin insanları yıllarca birbirlerinin acısını yeterince duyamadı.


Ve artık birbirimizin acısını duymak zorundayız.


⸻


BU YASA NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?


Çünkü bu yasa, Türkiye’nin önüne yeni bir istikrar alanı açma iradesidir.


Ama istikrar sadece silahların susması değildir.


İstikrar;


bir annenin çocuğunun geleceğinden korkmamasıdır.


Bir çiftçinin tarlasını güven içinde ekmesidir.


Bir yatırımcının fabrikasını güven içinde kurmasıdır.


Bir esnafın yarını hesaplayabilmesidir.


Bir gencin,


“Benim bu ülkede geleceğim var.”


diyebilmesidir.


İşte gerçek istikrar budur.


Ve istikrar varsa yatırım gelir.


Yatırım varsa istihdam gelir.


İstihdam varsa gelir artar.


Gelir artarsa refah artar.


Bu nedenle bu mesele sadece güvenlik meselesi değildir.


Ekonomi meselesidir.


Kalkınma meselesidir.


İstihdam meselesidir.


Eğitim meselesidir.


Ve en önemlisi,


insan meselesidir.


⸻


Terörün Türkiye’ye verdiği zarar yalnızca şehitlerimiz, gazilerimiz ve hayatını kaybeden sivillerimiz değildir.


Biz aynı zamanda zaman kaybettik.


Gençlerimizi kaybettik.


Üretimimizi kaybettik.


Köylerimizi kaybettik.


Hayvancılığımızı kaybettik.


Tarımımızı kaybettik.


Göçlerle aile bütünlüğümüzü kaybettik.


Ve birbirimize duyduğumuz güvenin bir bölümünü kaybettik.


Bir köyü düşünün.


Dededen kalmış bir tarla…


Ahırda hayvanlar…


Bahçede meyve ağaçları…


Çocukların oynadığı bir okul…


Bir kahvehane…


Bir ibadethane…


Ve ataların yattığı bir mezarlık…


Sonra güvenlik korkusu ve çatışma nedeniyle insanlar o köyü terk ediyor.


Şehre geliyor.


Ama geride yalnızca evini bırakmıyor.


Toprağını, hayvanını, mesleğini, komşusunu, çocukluğunu ve geçmişini bırakıyor.


İşte zorunlu göçün gerçek maliyeti budur.


Biz artık bu hikâyeyi tersine çevirmek zorundayız.


İnsanlarımız yeniden toprağına güvenle bakabilmeli.


Gençler kendi memleketlerinde iş bulabilmeli.


Yatırımcı,


“Burası güvenli mi?”


sorusundan önce,


“Burada ne üretebilirim?”


diye düşünmeli.


Çiftçi,


“Yarın ne olacak?”


diye değil,


“Bu yıl üretimimi nasıl artırırım?”


diye düşünmeli.


İşte Terörsüz Türkiye’nin ekonomik anlamı budur.


⸻


İSTİKRARIN EKONOMİK ANLAMI


Terörün ekonomik bedeli de çok ağır oldu.


TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, terörün Türkiye’ye maliyetine ilişkin en mütevazı tahminlerin bile 2,3 trilyon dolar seviyesinde olduğunu ifade etti.


Bu rakamın ne anlama geldiğini düşünelim.


Kaç okul?


Kaç hastane?


Kaç fabrika?


Kaç üniversite?


Kaç gencin eğitim hayatı?


Kaç ailenin daha iyi bir hayat kurması?


Kaç köyün kalkınması?


Terör sadece bombanın patladığı yerde zarar vermedi.


Yatırımın gelmediği yerde zarar verdi.


Fabrikanın kurulmadığı yerde zarar verdi.


Turistin gelmediği yerde zarar verdi.


Tarlanın ekilemediği yerde zarar verdi.


Gencin iş bulamadığı yerde zarar verdi.


Ve faturayı yine millet ödedi.


İşte bu nedenle bu yasa Türkiye’nin ekonomik geleceği açısından da önemlidir.


Çünkü artık kaynaklarımızı çatışmanın maliyetine değil,


kalkınmanın yatırımına


yöneltmek istiyoruz.


Daha fazla okul.


Daha fazla hastane.


Daha fazla fabrika.


Daha fazla teknoloji.


Daha fazla üretim.


Daha fazla istihdam.


Daha fazla refah.


⸻


PEKİ, YASA VATANDAŞIN HAYATINDA NEYİ DEĞİŞTİRECEK?


Milletimizin görmek istediği budur.


Çünkü vatandaş artık sadece güzel sözler duymak istemiyor.


Sonuç istiyor.


Gencimiz iş istiyor.


Çiftçimiz üretmek istiyor.


Esnafımız işinin büyümesini istiyor.


Yatırımcı önünü görmek istiyor.


Aileler çocuklarının güven içinde büyümesini istiyor.


İşte bu yasanın başarısı da burada ölçülecek.


BİR: DAHA GÜÇLÜ GÜVENLİK VE İSTİKRAR


İnsanlarımızın güvenlik konusunda daha az kaygı duyduğu,


yatırımcının önünü daha rahat gördüğü,


ailelerin çocuklarının geleceğine daha güvenle baktığı bir Türkiye.


Çünkü güvenlik ekonominin temelidir.


İKİ: YATIRIMIN ÖNÜ AÇILACAK


Tarım…


Hayvancılık…


Gıda sanayisi…


Turizm…


Enerji…


Lojistik…


Teknoloji…


Bütün bu alanlarda yeni yatırımların önü açılabilir.


Yatırımcı bölgeye geldiğinde artık sadece risk hesabı yapmamalı.


“Burada ne üretebilirim?”


diye düşünmeli.


ÜÇ: GENÇLERE İŞ


Gençlerimize sadece,


“Terörden uzak dur.”


demek yetmez.


Onlara,


“Burada senin bir geleceğin var.”


demeliyiz.


Mesleki eğitim…


Staj…


Girişimcilik…


Teknoloji…


Organize sanayi bölgelerinde istihdam…


Spor ve kültür…


Bütün bunları büyütmeliyiz.


Bir genç diplomasını aldığında karşısında yalnızca işsizlik görmemeli.


Önünde bir kariyer yolu görmeli.


Çünkü terörün ve suçun karşısındaki en güçlü cevaplardan biri,


gelecek umududur.


DÖRT: KÖYLER YENİDEN ÜRETECEK


Yıllarca boş kalan köyler yeniden üretim merkezleri haline gelebilir.


Ama insanlara sadece,


“Köyünüze dönün.”


demek yetmez.


Yol lazım.


Su lazım.


İnternet lazım.


Sağlık lazım.


Okul lazım.


Tarım ve hayvancılık desteği lazım.


Pazara ulaşım lazım.


Çünkü insanı köyüne döndüren şey yalnızca nostalji değildir.


Geçimini sağlayabileceği bir ekonomik düzenin kurulmasıdır.


BEŞ: TARIM, HAYVANCILIK VE TURİZM BÜYÜYECEK


Güvenlik ortamının kalıcı hale gelmesiyle kullanılmayan üretim alanlarının yeniden ekonomiye kazandırılması için fırsat doğabilir.


Ama sadece üretmek yetmez.


Ürünü işlemek gerekir.


Depolamak gerekir.


Pazarlamak gerekir.


İhraç etmek gerekir.


Aynı şekilde bölgenin tarihi, kültürü, doğası ve gastronomisi turizm açısından değerlendirilmelidir.


Çünkü daha fazla turist;


daha fazla otel,


daha fazla restoran,


daha fazla rehber,


daha fazla yerel üretici,


daha fazla esnaf demektir.


Yani turizm sadece turist getirmez.


Evine ekmek götüren insan sayısını artırır.


ALTI: GÖÇÜN YÖNÜ DEĞİŞEBİLİR


Bugüne kadar birçok insan iş ve güvenlik nedeniyle memleketinden büyük şehirlere göç etti.


Şimdi hedefimiz şu olmalı:


İnsanlar mecbur kaldıkları için gitmesin.


Gitmek isterse gitsin.


Ama mecbur olduğu için gitmesin.


Gerçek başarı,


“İnsanları köylerine geri getirdik.”


demek değildir.


Gerçek başarı,


“İnsanlar artık gitmek zorunda değil.”


diyebilmektir.


⸻


BU BİR UNUTMA DEĞİL, YENİDEN KAZANMA SÜRECİDİR


Şunu özellikle söylemek istiyorum:


Barış demek geçmişi unutmak değildir.


Şehitleri unutmak değildir.


Gazileri unutmak değildir.


Mağdur sivilleri unutmak değildir.


Yaşanan acıları inkâr etmek değildir.


Tam tersine…


Barış, o acıların bir daha yaşanmaması için onları hatırlamaktır.


Şehidimizin hatırasına da sahip çıkacağız.


Gazimizin fedakârlığına da sahip çıkacağız.


Terör mağduru vatandaşımızın acısına da sahip çıkacağız.


Köyünden göç etmek zorunda kalan vatandaşımızın yaşadıklarını da unutmayacağız.


Dağa götürülen çocuğunun peşinde yıllarca bekleyen annenin gözyaşını da unutmayacağız.


Çünkü bu ülkenin bütün acıları bizimdir.


Ama artık geçmişin acılarını geleceğin kavgasına değil,


geleceğin ortak aklına dönüştürmeliyiz.


⸻


İZMİR’DEN TÜRKİYE’YE BAKMAK


İzmir’de yaşayan biri olarak bunu özellikle söylüyorum:


Doğu’dan Batı’ya gelen vatandaşlarımızı hiçbir zaman “onlar” diye görmemeliyiz.


Onlar biziz.


İzmir’in işçisi.


İzmir’in esnafı.


İzmir’in öğrencisi.


İzmir’in öğretmeni.


İzmir’in annesi.


İzmir’in babası.


İzmir’in komşusu.


Bu insanlara fırsat eşitliği verirsek,


eğitim verirsek,


meslek kazandırırsak,


iş imkânı sağlarsak,


hem insanımızı kazanırız,


hem ülkemizi kazanırız.


Ben belediyeciyim.


Yerel yönetimin ne yapabileceğini biliyorum.


Bir belediye gençlik merkezi açabilir.


Spor salonu açabilir.


Meslek kursları düzenleyebilir.


Kadın kooperatiflerini destekleyebilir.


Gençlere staj imkânı sağlayabilir.


İş dünyasıyla genç arasında köprü kurabilir.


Ve bazen bir gencin hayatını değiştirmek için gereken ilk şey şudur:


“Sen değerlisin.”


demek.


Çünkü kendisini değerli hisseden, geleceğine inanan genç;


yanlış insanların ve yanlış yolların çağrısına karşı daha güçlüdür.


⸻


ARTIK KAYBETMEYECEĞİZ


Ama bir şeyi unutmayalım.


Yasanın çıkması tek başına bütün sorunları çözmez.


Bu yasa bir sonuç değil, yeni bir dönemin başlangıcıdır.


Asıl mesele şimdi başlıyor.


Şimdi güvenliği kalıcı hale getireceğiz.


Şimdi ekonomiyi büyüteceğiz.


Şimdi yatırımı artıracağız.


Şimdi gençlere iş vereceğiz.


Şimdi köyleri yeniden üretime kazandıracağız.


Şimdi kadınların ekonomik hayata katılımını güçlendireceğiz.


Şimdi eğitimi büyüteceğiz.


Şimdi bölgesel kalkınmayı hızlandıracağız.


Çünkü Terörsüz Türkiye’nin içini kalkınmayla dolduramazsak, sadece bir güvenlik başarısından söz etmiş oluruz.


Bizim hedefimiz çok daha büyük:


Güvenli Türkiye.


İstikrarlı Türkiye.


Üreten Türkiye.


Çalışan Türkiye.


Gençlerine gelecek sunan Türkiye.


Her bölgesiyle büyüyen Türkiye.


⸻


Biz çok kaybettik.


Evlatlarımızı kaybettik.


Gençlerimizi kaybettik.


Köylerimizi kaybettik.


Üretimimizi kaybettik.


Yıllarımızı kaybettik.


Ama bundan sonra başka bir şey yapmak istiyoruz:


Kazanmak istiyoruz.


Gençlerimizi kazanmak istiyoruz.


Ekonomimizi kazanmak istiyoruz.


Köylerimizi kazanmak istiyoruz.


Üretimimizi kazanmak istiyoruz.


Birbirimize olan güvenimizi kazanmak istiyoruz.


Ve en önemlisi,


Türkiye’nin geleceğini kazanmak istiyoruz.


Ben bir yöre insanı olarak konuşuyorum.


Bir asker olarak konuşuyorum.


Bir vatandaş olarak konuşuyorum.


Ve bugün bütün siyasi görüşlere aynı şeyi söylemek istiyorum:


Artık çocuklarımızı birbirimize karşı büyütmeyelim.


Çocuklarımızı Türkiye’nin geleceği için büyütelim.


Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkes’iyle, Arap’ıyla…


Sünni’siyle, Alevi’siyle…


Sağıyla, soluyla…


Muhafazakârıyla, sosyal demokratıyla…


Hepimizin ortak bir ülkesi var.


Türkiye Cumhuriyeti.


Bizim başka vatanımız yok.


Ve bu vatanın hiçbir evladını kaybetmek istemiyoruz.


Ne dağda…


Ne çatışmada…


Ne yoksullukta…


Ne uyuşturucuda…


Ne suçun içinde…


Ne de umutsuzlukta…


Bir evladımızı daha kaybetmek istemiyoruz.


Çünkü artık yeter.


Artık kaybetme zamanı değil.


Artık kazanma zamanıdır.


Artık tabutları değil, düğünleri konuşalım.


Artık ağıtları değil, çocukların kahkahalarını duyalım.


Artık boşalmış köyleri değil, yeniden üretim yapan köyleri konuşalım.


Artık gençlerin neden gittiğini değil, neden burada kaldığını konuşalım.


Artık korkuyu değil, umudu büyütelim.


Artık enerjimizi birbirimizle mücadeleye değil, Türkiye’nin geleceğini inşa etmeye harcayalım.


10 Ağustos 2026’yı sadece bir oylama tarihi olarak değil,


Türkiye’nin istikrar, huzur ve kalkınma yolunda yeni bir sayfa açma iradesi


olarak hatırlayalım.


Şehitlerimizin hatırasına,


gazilerimizin fedakârlığına,


annelerimizin gözyaşına,


çocuklarımızın geleceğine


borcumuz var.


Bu borcu kavga ederek değil;


daha güçlü, daha huzurlu, daha istikrarlı ve daha müreffeh bir Türkiye kurarak ödeyebiliriz.


Allah bir daha bu millete böyle acılar yaşatmasın.


Allah bütün annelere evlatlarının güzel haberlerini nasip etsin.


Allah ülkemize huzur,


milletimize birlik,


gençlerimize gelecek,


topraklarımıza bereket versin.


Ve artık…


kaybetmeyelim.


Artık birbirimizi kazanalım.


Artık istikrar kazansın.


Artık huzur kazansın.


Artık üretim kazansın.


Artık gençlerimiz kazansın.


Artık Türkiye kazansın!




Mustafa YILDIZ

Haber635 Köşe Yazarı

 
 
bottom of page